KKTC’nin ekonomisinin sürdürülebilir bir katmanda tutabilmenin olanakları söz konusu olunca her siyasinin diline doladığı iki alan vardır: Yükseköğrenim ve turizm. Üniversiteler ve turizme yönelik hotel ve küçüklü büyüklü konaklama tesisleri KKTC ekonomisini ayakta tutacak yapılar olarak dillendirilir. Bir de dil alışkanlığı olarak “ada turizmi” ve “üniversiteler adası” diye iki dekoratif kavramı piyasaya sürüyoruz; hâlbuki Kıbrıs’ın kuzeyi bir yarım adadır. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü başlı başına bir çıkmaza ve kıskaca dönüşmüşken reel koşulları inkâr ederek gelecek planlamak siyasetin garnitürüne dönüştü maalesef.

Elbette ki “elden ne gelir” diye yakınarak hiçbir şey de yapmadan öylece durulamaz. Yine de “bir şeyler yapmak” adına ortaya konulması gereken düşüncelerin olması kaçınılmazdır. Bu bağlamda daha gerçekçi olunması için çaba göstermek de varlığımızı sürdürmenin iyi niyetiyle bağdaşması adına gereklidir.

Ancak öyle görülüyor ki siyasi kadrolarımız bu konularda oldukça yetersiz kalıyor. En azından seçilmişler ya da atanmışlar olarak yönetim kapasitemizi daha bilimsel verilere dayandırarak geliştirmek istersek üniversitelerden faydalanabiliriz. Üniversiteleri ekonomik alt yapının temel taşları olarak görürken onları sadece unvan ve mesleki yeterlik lisansı veren ticari müesseseler gibi algılamak siyaseten bizi yönetenlerin en bariz noksanlığıdır.

Tanınmamışlık, ekonominin Türkiye’ye bağımlı olması, ulaşımın uluslararası uçuşlara kapalı olması ve büyüyen bir memur toplumu olmamız ekonomik kabiliyetimizi kısıtlayan koşulların başında gelir. Bu koşullar nedeniyle de sadece turizme ve üniversitelere bel bağlayan bir ekonomik planlama yapılması kendi içinde birçok çelişkiyi de taşıyor.

Üniversiteler üzerine odaklanacak olursak, ticari olma niteliğinin her geçen gün daha da öne çıkması ve öğrenci niteliğinin aşağılara düşmesi nedeniyle bir prestij kaybı yaşandığı açıkça ortadadır. Komisyon dağıtarak öğrenci toplama girişimleri bir kelle borsası yarattığından üniversitelerin bütçelerindeki gider kalemi de yükseliyor. Diğer yandan öğrencilerden istenen ev kiraları yukarılara çekildikçe ortaya çıkan istismar öğrencileri korkutuyor ve bu bir kötü propaganda olarak hanemize yazılıyor. Bir başka olumsuzluk ise özellikle Afrika’dan gelen öğrencilerin Avrupa ülkesine gelirmiş gibi davet edilmeleri ve sonunda yüzleştikleri gerçekle baş başa kalmaları. Birçoğunun KKTC’ye gelme amacı ve nedeni üniversite eğitimi almak değil kendi ülkeleri dışında yeni imkânlar arayışında olmaktır. İş böyle olunca birçoğu işçi-öğrenci olarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. İşte tam da burada ülkeye gelen öğrenci nüfusun ekonomiye ne kadar katkısının olduğu sorgulanmalıdır.

Bugüne kadar yüz binlerle dile getirilen öğrenci nüfusunun üniversitelere ve yaşadıkları kentlere olan ekonomik katkısının ne olduğu hiç araştırıldı mı? Elimizde bilimsel bir veri var mı? Bu bağlamda özellikle özel üniversitelerin gelir vergileri devletin mali bütçesine ne kadar yansıyor? Üniversitelerdeki yönetsel ve akademik kadroların liyakat, yeterlik ve katkı kapasitelerine göre bir ücret standardizasyonu var mı? Akademik kadrolar akademik performans kriterlerine uygun bir şekilde mi görevlerinde kalıcılaşıyorlar? Evet, bütün bunlar üniversitelerin ekonomik profilini ortaya çıkaracak olan detaylardır. Çünkü bunlar aynı zamanda öğrenci memnuniyetini belirleyen noktalardır da… Peki, bu durumda üniversiteler gerçekten ülkenin ekonomik bir kaldıracına dönüşebilir mi? Yoksa tüm altyapı noksanlıklarımızla sosyal yaşamı zora sokan bir yığılmanın önünü mü açıyoruz?

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz